top of page

Aile Dizimi Grup Terapisi

Yaşamın anlamını sorgulayan ve kendi amacını belirlemek için arayışta olan her bireyin yolları bir yerde kesişiyor. Elbette bu kesişme bir tesadüf değil. Aile Dizimi Grup Terapisi de tıpkı böyle bir amaca hizmet ediyor. Attığımız her adımın bir sebebi var ve bu sebepler her zaman şahsımızla ilgili olmayabilir. Bu terapi yaklaşımına göre içine doğduğumuz ailenin genetik özelliklerini taşımakla birlikte duygusal durumları da aynı şekilde bir aktarımla üstlenmiş durumdayız. Fiziksel hastalıklarımız için başvurduğumuz sağlık kuruluşları gibi ruh sağlığımızı etkileyen duygu, düşünce ve davranış modelimiz de bazen iyileşmeye muhtaç olabiliyor. Bu noktada Aile Dizimi Grup Terapisi bizim için ne yapıyor, nasıl çalışıyor birlikte inceleyelim :


Aile Dizimi nedir ?


Bu yöntem, bireylerin ailelerinden gelen psikolojik yükleri anlamalarına ve çözmelerine yardımcı olan bir terapi yaklaşımıdır. Özellikle çocukluk travmaları, depresyon, bağımlılıklar, ilişki sorunları gibi konular üzerinde etkilidir. Geleneksel psikoterapiler gibi kontrollü ve sistematik bir araştırmaya dayalı olmadığından, bazı uzmanlar tarafından spekülatif olarak değerlendirilmektedir.


Aile Dizimi (Family Constellation Therapy), Alman psikoterapist Bert Hellinger tarafından geliştirilmiş bir yöntemdir ve bireylerin geçmişten gelen ailevi dinamikleri anlamalarına ve çözmelerine yardımcı olmayı amaçlar. Bu terapi, bireylerin bilinçsizce taşıdığı travmatik olayların nesiller boyunca aktarılabileceği fikrine dayanır.


Aile Dizimi, bir grup terapisi şeklinde uygulanır. Bireyler katılımcı ve temsilci olarak gruba dahil olurlar. Katılımcılar belirli aile üyelerini veya duyguları temsil ederler. Terapist, kişinin yaşadığı problemin kökenini anlamak için geçmişteki önemli olayları inceler. Bu olaylar; savaş, göç, ani ölümler, kürtajlar veya travmatik kayıplar gibi nesiller boyu etkisini sürdürebilen faktörler olabilir. Temsilciler, bilinçaltındaki bağları ve duygusal dinamikleri ortaya çıkarmaya yardımcı olur ve böylece birey, içsel bir farkındalık kazanarak iyileşmeye yönlendirilebilir.


Aile Dizimi Grup Terapisi nasıl ortaya çıktı ?


Bert Hellinger, Aile Dizimi (Family Constellation Therapy) yöntemini geliştirmeden önce, Güney Afrika'da Zulular arasında 16 yıl boyunca Katolik bir misyoner ve öğretmen olarak çalıştı. Burada, Zuluların aile ve topluluk bağlarına verdiği büyük önemi gözlemledi. Zulular, bireyin sadece kendisinden sorumlu olmadığına, atalarının ruhlarıyla bağlantılı olduğuna inanıyordu. Hellinger, bu bakış açısını Batı psikoterapi teknikleriyle birleştirerek Aile Dizimi yönteminin temel ilkelerini geliştirdi.

Daha sonra Almanya'ya döndüğünde, psikanaliz, transaksiyonel analiz, hipnoterapi ve Gestalt terapisi gibi farklı psikoterapi yaklaşımlarını inceledi. Özellikle Virginia Satir’in Aile Terapisi modeli, Ivan Boszormenyi-Nagy’nin Bağlılık ve Sistem Teorisi ve Eric Berne’nin Transaksiyonel Analizi gibi teorilerden etkilenerek Aile Dizimi yöntemini şekillendirdi. Sonuç olarak, Aile Dizimi yaklaşımı, Hellinger'in Güney Afrika’daki gözlemleri, Batı psikoterapi teknikleri ve sistemik aile terapisi yöntemlerinden sentezlenerek ortaya çıktı. Buna bağlı olarak Hellinger “Sevginin Saklı Düzeni” (Orders of Love) adını verdiği üç temel prensip ortaya koydu :


  1. Aidiyet – Aile bireylerinin sistemde bir yere sahip olması ve dışlanmaması.

  2. Denge – Aile içindeki alışverişin (verme ve alma) adil olması.

  3. Hiyerarşi ve Düzen – Aile bireylerinin rollerinin net olması ve doğal düzenin korunması


Batı psikoterapi yaklaşımları ile harmanlanan bu çalışma, dini ve kültürel olarak İslam toplumlarında da karşılığını bulmakla birlikte geleneksel kültürlerde de "yedi ceddini bilmek" olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir kişinin yedi ceddi, kendisinden önce gelen yedi kuşak atalarını ifade eder. Bu kavram, soyağacı bilinci, aile bağlarının korunması ve atalara saygı çerçevesinde değerlendirilir ve şu şekilde açıklanır :


  1. Soyun korunması: İslam'da nesebin (soy bağının) korunması önemlidir. Kur'an-ı Kerim 'de soyların bilinmesi ve aile bağlarının koparılmaması gerektiği vurgulanır: “Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık ve sizi kavimler ve kabileler hâline koyduk ki, birbirinizi tanıyasınız.” (Hucurat, 49:13)

  2. Dua ve rahmet: İnsanlar, geçmiş atalarına dua etmeli ve onların iyilikle anılmasını sağlamalıdır. Osmanlı’da soy bağlarını koruma geleneği, sadaka ve hayır işleriyle atalara dua etme anlayışıyla desteklenmiştir.

  3. Miras ve ailevi haklar: İslam hukukunda miras, evlilik, şahitlik gibi konular soy bağına dayanır. Bir kişinin atalarını bilmesi, miras haklarını ve akrabalık ilişkilerini doğru anlamasını sağlar.

  4. Ahlaki ve kültürel devamlılık: Geleneksel toplumlarda, ataların yaşantıları ve öğretileri gelecek nesillere aktarılır. Bu, kişinin kimliğini ve değerlerini anlamasına yardımcı olur.


Yedi nesil geriye gidildiğinde bir kişinin atalarının sayısı geometrik olarak artar:

  • 2. nesilde (dede-nene): 4 kişi

  • 3. nesilde (büyük dede-nene): 8 kişi

  • 4. nesilde: 16 kişi

  • 5. nesilde: 32 kişi

  • 6. nesilde: 64 kişi

  • 7. nesilde: 128 kişi


Yani bir kişinin yedi nesil öncesine kadar toplamda 254 atası bulunur. Bu nedenle, "254 nesil" ifadesi aslında yedi nesilde biriken toplam atalar sayısını ifade etmektedir.


Kişinin yedi ceddi ile olan bağı, biyolojik, kültürel, dini ve sosyal açıdan önemli bir kavramdır. Atalara saygı duymak, onların hatırasını yaşatmak ve soy bağlarını korumak, birçok toplumda kutsal kabul edilir.


Bu bağlamda İmam-ı Birgivi hazretlerinin öğretileri konuya içkin bilgiler sunmaktadır :


İmam-ı Birgivi Hazretlerinin Ahlâk ve Nesil İlişkisi Üzerine Görüşleri


İmam-ı Birgivi (rahmetullâhi aleyh), insanın ahlâkının, özünün ve karakterinin, atalarından, özellikle de yedi ceddinden miras kaldığına dair önemli bir görüş ortaya koymuştur. Bu görüş, bireyin kişisel özelliklerinin, geçmiş nesillerin ahlâkî durumlarıyla şekillendiğini savunur. Birgivi Hazretleri, insanların içsel hallerinin, onların atalarının yaşamları ve karakterleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirtmektedir. Aşağıda, İmam-ı Birgivi’nin bu yaklaşımının felsefi, dini ve pratik boyutları üzerinde detaylı bir inceleme sunulacaktır.


Nesillerin Ahlâkî Etkisi ve Akrabalık Bağı


İmam-ı Birgivi, insanın yedi ceddinin (anne ve baba tarafından gelen atalar) önemli bir ahlâkî mirası taşıdığını ifade eder. Bu nesillerin her birinin, bireylerin kişilik yapısında ve davranışlarında, doğrudan ya da dolaylı olarak etkili olduğunu belirtir. Bu etki, daha çok ahlâkî ve manevi düzeyde bir aktarım olarak tanımlanır.


Birgivi Hazretleri’nin ifadesine göre, 254 atanın özleri, karakterleri ve ahlâkları, bireylerin nefsî yapısının temellerini atar. Bu süreç, biyolojik bir aktarımın ötesinde, daha çok manevi bir miras bırakma biçiminde gerçekleşir. Bu miras, karakter özellikleri, huylar, alışkanlıklar ve kişinin içsel mücadeleleri gibi faktörleri kapsar.


Birey, bu mirası alır ve ergenlik dönemi ile birlikte, bu temeli daha iyiye ya da kötüye doğru şekillendirebilir. Ancak bazı durumlarda, kişinin karakterinde çözülmeyen kötülükler veya olumsuz huylar kalabilir. Bu, kişinin sürekli bir manevi mücadelesine dönüşebilir.


Geçmiş Nesillerin Sıkıntıları ve Bunların Günümüze Yansıması


Birgivi Hazretleri, ceddî mirasın yalnızca olumlu değil, olumsuz etkiler de oluşturabileceğine dikkat çeker. Bireylerin yaşadığı belalar, hastalıklar, huzursuzluklar ve bazen de karakter bozuklukları, geçmişteki atalarının zulmetmiş olmaları, beddua almaları veya ödenmemiş kefaretleri ile ilişkilidir.


Bu durumlar, bireylerin yaşamında zorluklara ve sıkıntılara yol açar.


İmam-ı Birgivi’nin önerisi, bu sıkıntıların çözülmesi ve kefaretlerin ödenmesi için manevi tedbirlerin alınmasıdır. O, sadaka vermek, oruç tutmak gibi dini ibadetlerin, geçmişteki ataların borçlarını temizlemek ve onların üzerindeki kul haklarını ödemek için en etkili yollar olduğunu vurgular.


İmam-ı Birgivi’nin Öğretilerinin Anlamı


İmam-ı Birgivi, insanın içsel sıkıntılarının ve manevi zorluklarının yalnızca bireysel eylemleriyle değil, aynı zamanda geçmiş atalarından miras kalan manevi etkilerle de bağlantılı olduğunu savunur. Bu anlayış, kişinin geçmişle yüzleşmesi ve geçmişten gelen manevi borçları ödeme sürecine girerek, daha huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürmesini sağlar. Sadaka verme, oruç tutma ve Salavat-ı Şerife okuma gibi pratikler, geçmişin yüklerinden arınmanın yollarıdır.

Bu görüşler, hem manevi bir temizlik hem de dinî sorumluluk bilinciyle birleşerek, bireylerin daha sağlıklı bir ruhsal yapıya kavuşmalarına yardımcı olur. İmam-ı Birgivi’nin öğretileri, toplumda ahlâkî sorumluluk ve manevi temizlik anlayışını derinleştiren önemli bir kaynak olarak değerlendirilebilir.


Aile Dizimi Grup Terapisi bu bağlamda ruhsal olarak iyileşmenin kapılarını açan, sebepleri daha iyi çözümlemeye yardımcı olan bir terapi yöntemidir.





 
 
 

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page